DR. MASAKI KAKU

Devlet Düzeni

Oca
22

Toplumda saygı, ahlâkî düzen ve disiplinde ihlaller olur ise, bireylerin hayvanlaştığını görürsünüz. Ahlak kavramı, terbiye mânâsına ve dinî bir ifade değildir. Ahlak, toplumda mutlak düzeni sağlayan düşüncedir ki, tercümesi yalnız bu olmalıdır. Devlette ve toplumda, yürüyen belirli bir sistem mevcuttur. Bunu devletin kendisi temin eder, sağlar. Bunu aşmakta veya bundan aykırı hareket edenler, mecburi telâfiye uğrarlar. Devlet çalışanları, devletin yeminlileridir ki, yürüyen sistemde ferdiyetleri sağlamdır. Bugün toplumu halen ve vaziyet icabı serbest bırakırsanız, herkesin birbirleri ile kötüleştiği, her yerde rezillik çıkardıklarını görürsünüz. Bu itibar ile yüksek sınıf fertlerin, aşağılık soytarılar altında ezildiğini tesbit edersiniz. Soylu bireylerin, hiçbir soyu ve adabı olmayanlar tarafından güya kural ile sorgulandığını hissedersiniz. Asli olarak toplum, devletin malıdır ve devlet olmaksızın insanların saygı ile riayet edebilecekleri bir müspet düzen yoktur.

KURT

Bilimsel Başlangıç

Oca
22

İlmî hakikatler, önceliği tanımak, nihâyetinde ulaşılan bilgideki aksiyonun tatbik zaruretidir. Bilim, kâinatı bütün şümulüne alarak insanın ihtiyacı olan bilgiyi kendisine aktarmaktadır. Bilgi ve geliştirip, method eden dallarda ilimler, yüksek kabiliyetli zekâları takdir etmektedir. Birleşik Devletler, sürekli olarak mühim bilgiler arz eden ve kaale alınır şekilde değerli beyinleri derhal kendisine katmaktadır. Bu itibar ile uzmanlaşması yoğun çalışma ve mesailer icap ettiren, konu ve hususlar, birden fazla beyin ve ileri zekâlar tarafından büyük topluluk halinde hızlı bir şekilde çözülür kılınmaktadır. Bilim insanları büyük karaktere şâyân kişilerdir, hattâ diğer ilmî unsurlar taşıyan meslek sahiplerinde görülmeyen farklı karakter tesbitleriyle beraber mertebe olarak mühim şahsiyet esasları ihtiva ediyorlar. Bilim, tedkik ve araştırma ile başlayarak, kişinin gözlerinde ışık saçan bir sürprizdir. Bununla beraber, çocuklar için bilimsel öğreti ve doktrinler barındıran dergi, kitap ve eşyalar bugün her yerde mevcuttur. Fakat tenkid etmek gerekiyor ise, bunlar, lisani bakımdan basitleştirilmiş olduğu halde, kelimelerin henüz toplum sınıflarında tam manasıyla yaygınlığı olmadığından ötürü izanı çocuklar için zordur. Okullarda bilim, öğretilmesi niçin müşküldür? Zira bilim, her ilim dalıdır ve öğrenmek, bilmek gibi her eylem ve hareketi arzu etmektedir. İlim dalları olmaksızın düşünemiyorsak, yine, dünyayı da tanıyamıyoruz. O halde, bilimin noksan yerlerinde, herkesin uydurduğu bir dünya senaryosu teşekkül edebilir. Bu ise, insanlarda delirme, aklî problem, mantıkî sorunlar yaratma hali oluşturmaktadır. Nîçin, bilginin hakikatine ihtiyacımız var? Zira, kelime ve sözlerin insandaki değeri, göz temas ve seyri gibi her şey dünya sistemimizde büyük nispette, menfaatımız kadar, pürüzsüz şekilde gerçektir.

KURT

Ahlakın Esasları

Kas
05

Ahlak her kişide var oldukça, edebi nizam ve inzibat toplumlarda daima yer edecektir. Ahlak kavramı evvela dinlerde mevcudiyet etmiş, uzak doğu coğrafyasında ise felsefe ile cereyan bulmuştur. Konfüçyüs, toplumun müdafi idi. Toplumsal düzen hitabında, mütemadiyen ahlaki yapı ve edebi esaslar terennüm etmiştir. Ahlak, yalnızca terbiye manasına gelmez. Aynı zamanda ahlak, düşünce hususundaki yön ve cihettir. Çok kapsamlı bir kelime olan, ahlak, doğru bir tertipleme ile bütün milletin asaletini ortaya koyar. Fakat ahlak manasının değiştiği yerler çoktur. Japonya’da ahlak, cinsi ilişkilere tabi değildir. Çin’de ahlak, dört esas din kadar sıkıdır. Avrupadaki yüce ve mükemmel inşa edilmiş ahlak, son asırda sönmüştür. Birleşik Devletlerde ahlak ise ilmi sınıf cemiyetlerde mevcuttur. Hindistan’ın ahlakı, budizmin meri durumu olsa da, başta Tibet’e veya Çin’e benzemez. Çin budizmi, tarihi analiz icap ederse Hintlerden çok ayrılmıştır. Hıristiyanlarda ahlak, acizleşmekte olup, bundan saadet eden kimseleri sevmez. Yüce karakter ve ruhu savunur ve bununla iftihar eder. İslamiyette ise ahlak, büyük ümmet fikridir. Musevilerde ahlak, insanın ruhsal evrimidir. Hep ruh ve ruhsaldır ki, insan varlığını insanüstü yapmak adına ahlak etmektedir. Bütün bu ahlak seyri, şuna işaret etmektedir. Ahlak, yalnızca dinlerin izahati olamaz. İnsanların, ne renk gördüğü, ne ile meşgul olup, ne arz ettiği hep zaman ahlaktır. Bu itibar ile bilim, çeşitli dillerin tercüme kurbanı olduğu için ahlakı eleştirdiği zannolunur. Aslında bilim camiası, ahlak kelimesini İngilizce olarak “din” ile muadil addetmektedir. Bu itibarla, bilim yüksek bir bütün camiasıdır ki, çok kapsamlı kelime olan ahlaktan yüzyıllar sonra dahi kopmayacaktır.

KURT

Türk Dünyası

Kas
03

Özbek, Türkmen, Kırgız ve Kazaklar ile mürekkep, coğrafyası Orta Asya olan devletlerin, evvela toplumu istikbalde yaşatacak şuur ve bunun ile rabıtalı mazi, tarih malumatı niçin yoktur. Tarih kelimesi, Türkmençe ve diğer bahsi geçen cemiyetlerde de “tariq”(telaffuz: uzun hecesiz) olarak lisanda yer bulmuştur. Türkmenistan gibi coğrafyalarda büyüyüp, yetişen ve Türkiye vatandaşına hitaben sarahaten biz Türk değiliz demektedirler. Acaba Türk tarihi, 20. asırda yalnızca Türkiye’ye mahsus bir iddia ve geniş kapsamlı olmayan bir küçük mefkure miydi? Asıl mesele şu ki, “Türkçülük” 20. asırda Türkiye’de çok kişi ve bir araya gelmiş olan cemiyetlerde büyük cereyan idi. Aslını söylemek icap ederse Orta Asya devletlerinde bugün Türkiye’deki tür ve çeşit tarih bilgisi verebilecek olan mektepler biliyoruz ki mevcut değildir. Zîra, Türkiye’deki malum ve bilinen Türk tarihi, M. K. Atatürk’ün liselerde okutulmasını zaruri kıldığı Türk Tarih Tezi ile başlamıştır. Bugün Moğolistan’daki tarihi mühim bir eser olarak duran Orhun Abidelerinin tercümesi çok taraflıdır ki, hatta hiçbir emare ve tercümeye uymayan şekiller ve gayeler ile apayrı tercümeden istifade katma, ilave etmek ile Türkiye’de mefkure ve ülkü doğurulmuştur. 20. asır Türkiye, millî hissini zaman zaman kaynak tanımaksızın, kâh ise kaynaklardan ilham ile hikayelerden almıştır. Bunlar bizim mevzuumuz değildir. Niçin, Orta Asya’da büyük çoğunluk ile tarih bilen genç yoktur ve bu çağı yaşayan insanlar mazilerinden bihaberdirler. Zîra en eskiye istinat eden geçmiş bilinçlerinden çok zaman önce alınmıştır. Bu konumuzda bahsolunan devletin vatandaş ve şahısları, “Türk” adını yâ bilmiyorlar, ya da ne hikmetse konuştukları lisandan neyin ne olduğuna dair bağlantı ve itibar kılamıyorlar. Fizîkî, göz yapısı ve çehresel fizik olarak Türkiye’de yaşamakta olan külli Türkler, ne Özbek ne de Kazaklara benzemektedirler. Bu, milliyetçilerin çözemedikleri en mühim sorudur. Orta Asya’nın siyâsî, iktisadi, millî ve menfaat sahasında birlik olma maksatları göz önünde bulundurulduğundan, Türkiye’nin âdetâ bütün milleti uyandıracak olan cereyanlarının da tehlike arz ettiğinden, “Türkler ile alakamız yok” sözü ve lafını konuşanlar maziyi görebilecek hafızalarından noksandırlar. Bu konuda yalnız Rusları ithama lüzum yoktur. Gelişen ve terakki eden millet ve devletler arasında söz ettiğimiz Orta Asya coğrafyası tıpkı Moğolistan gibi iptidâi, yani modern dünyada ilkel kalmışlardır. Bu birbirlerinden koparılma meselesinden ötürü ithama lüzum var ise, cereyanlar, ekoller, idealistler, mefkurecilerin ağzıyla, Türklere her zaman taraflı olan bütün dünya milletleri denilebilir. Orta Asya milletleri ananevi ve geleneksel adetlerini kaybetmemişlerse de, gelecekte ve daima siyasi, askeri bir kuvvete malik olmayan devletler kabilinden görünmekte olacaklardır. Türkiye, Türk dünyasının merkezî mevkiindedir. Başlangıcı 1923’de en muasır ve asalet ihtiva eden milletiyle, tarihte görülmemiş olan hız ile Avrupai konumuna gelmiştir. Böyle bir cumhuriyet, şayet ki Orta Asya ile iktisadi veya siyasi rabıta kurmasa dahi, yine gelişip terakki edecek ve istiklal halinde olacaktır. Türk’e mahrum eden Türktür, cümlesine imza atalım. Bu mefkurelere sahip olan 20. asırda yaşamış çoğu zat, muvaffak olamamışlardır. Zira Türkiye, Orta Asya coğrafyasından çok büyük zaman önce kopmuştur. Türkiye kendine mahsus değer ve şekillendirip ilerlettiği cevher, kıymetler ile ayrı coğrafyaya intikal edemeyecek, benliği ile firara kalkışamayacaktır.

KURT

Öğrencilerden Gelen Sorular

Eki
08

Sual 1Okul varken, nasıl ve ne kadar özgür olabiliriz?

Okul, yaşı ile îtibar eden her kişide mecburiyet arz etmesinden ötürü, doğabilecek hürriyet sınırlaması esasında birtakım öğrencilerde mahkûmiyet veya bilakis itina, mümkün hassasiyet hissettirmektedir. Okulda verilen ilmi, öğrenmek îcab ettiğinden dolayı kişide var olan gelişim ve ilerleme konusu insanların özgür veya hürriyetsizliği manasını taşımaz. Felsefi olarak zorunluluk, itici ve kâh kaçılası, uğraş ile sonlandırılması lazımgelen mevzulara girebilir. Fakat okulu terk etmek, kişiye ayrıca ve külli bir hürriyet sunmuyor. Felsefî olarak her şey meşgale etmek olduğundan, kişinin maneviyatına isabet eden fakat onun hürriyetinde istifade eden zamanları yaşatan yerler ayni “okul” mekânı gibi görünmektedir. İş ve mesai gibi mecburiyetler, yoğunluk zarureti olan konular, zahmet isteyen meseleler ve inşalar hiçbir zaman bitmeyecektir. Okulda, aynı zaman sınırlamasını yaşayan öğretmenler için mahkûmiyet hissi nîçin yoktur? Zîra öğretmenler için yüksek ve aşırı mâneviyat söz konusudur ki, öğrenciler psikolojik olarak öğretmenleri tam manasile yakalayamıyor. Bu sorunun cevabı psikoloji ilmidir. Öğrencinin o gün, saat ve dakikada ne tür bir ruh hali vardır, ne dinliyor veya dinlediği bağlamında ne hakkında idrakini kullanıyordur. Okul varken kişi özgürdür. Zîra, sahici elem ve işkence çekmiyordur. Hattâ hudutlu bir mahalle yıllarca tutulmuyordur. Okul dâhilinde ne kadar hür olabiliriz? Çeşitli derslerde, idrak ve basiret kabiliyetlerinizi mutlaka daha önce yoklayınız. Daha önce mutlaka konuların altyapı çalışmalarında bulununuz. Öncelikle lisân olan beceriye hakim olduktan sonra, anlamayı kolaylaştıran bu en mühim konuda çalışmalar yapınız. Şayet okulda yorumlamak, sormak ve herkesin dilinde tartışma yaratan konuların içindeyseniz, siz, tamamen hürsünüz demektir.

Sual 2Uzaylılar neden insana benzer şekilde anlatılıyor?

Ne tür zekâ esasında mükemmel olsak da olalım kâinat unsurları haricinde bir şey düşünemiyoruz. Bu itibarla insan, kendinden farklı zekâ-üstü varlıkları, kendi uzuvları tahayyülünden başka düşünemeyip, kendisi gibi tasavvur etmektedir. Aslında, uzaylıların insanın en mühim uzvu olarak beynini herhangi bir âlet olmaksızın direkt kontrolü mümkün olabilir. Bu durumda insan ve uzaylılar yaşatıcı beyinsel aksiyon ve faktörler olarak âdetâ ayrılmaktadır demektir. İnsanın göz olarak, görüp göremeyeceği varlık sınıfında da ikiye ayrılıyor olabiliriz. İnsana ait fizik kânunu, ne yazık ki uzaylıların için şâyet geçerli olmaz ise, insan zekâsı uzaylıları ne kadar uğraşmış olsa da tanıyamayacak ve yorumlayamayacaktır.

KURT