DR. MASAKI KAKU

Özetle Bilim

Nis
15

Bilimsel, yâni ilmî çalışmalar zaman zaman “teknik” kelimesindeki makine mânâsı gibi, kâh ise ilim dallarında tekamül etmek esasında en mükemmel beşeriyet zaruretidir. Bilim, kişideki âkidenin hakîkatini sunar ve aslı olmayıp, yerleştirilmeye hazır olan fikirleri her nispette engeller. Bütün izan ve kavrama metodlarını bugün okul okuyan öğrencilere bilim sayesiyle sunulmaktadır. İlmî ve akademik her şey, yâni bir makale gibi her tânesi bilim için çok mühimdir. Bu îtibar ile bilim dallarından alınan fizik usulleri, bugün “computer, radio vs.” gibi teknolojik araçları vâr etmiştir.

KURT

Kısaca Psikoloji

Nis
14

Psikolojik suretler, insanda var olduğu andan itibaren şekillenir ve vasıl olduğu kadar düzenlenir. İnsan, hareket bâbında psikolojik tedâvileri redde tercüme etse de, kendisi için ve kendi halleri ile esas moral ve maneviyatı da getirmeyi temenni etmez. Kâbiliyet, hüner, artan kuvvet insanda psikolojik düzey ve merhale oluşturur. Yaşanılan görünür psikolojik yapı, psikiyatri doktorlar tarafından direkt idrak edilebilir.

KURT

Yaşama Gayesi

Mar
01

İnsanda yaşama, yaşatma ve üreme esasları, en hayatî gayedir. Hayattan kopmanın güç olduğu yaşama sahasında, yaşatmak ise hakîkaten kolaydır. Üreme tam manasıyla yaşama maksadıdır ki, cinsi arzu en olağanüstü hayat gerçeğidir. İnsanlar niçin yaşarlar veya mecburdurlar? Yaşamak için uğraşmakta olan insan bedeni, gelişmeye zorunlu basireti, idrake lazımgelen izanı ve anlamak için ferasetini ile de bütün ruhu ortaya koymaktadır. İnsan neye direkt sahip olursa olsun, tatminsizdir. Her yerde saadeti dilediği halde, teessür yaşar ve kifayet etmez. Bu itibarla insan mümkün zamanına kadar yaşamalı, ya sıradan ya da farklı suret ile hayatını mevzubahs mutlak şekilde sürdürmelidir. Tao böyle der… İnsan, ya ızdırap çekiyor, ya saadet buluyor ise, bu, hayati kanundur ve önü kesilemez. Hayatın gayesi terakkidir… Yani gelişmek ve üremek suretiyle, aynen üretmektir. Toplum ve ulusa yepyeni zekâlar ve büyük karakterler teslim etmek, gayedir. Bu manada insan toplum ve devlet için yaşıyor ise, bunun farkına varmaksızın kendi hayatını sürdürmektedir. Fakat devletin mevcut toplumu için ihtiva eden kişi, hayatını söz konusu millet fertleri kadar yaşayabilmektedir. Yaşatma arzusu, daha çok aile hususunda cereyan ediyor. Daha sonra kişinin sevgisini kazanmış bir kimse bu arzuya teslim oluyor. Yine, insanlar niçin yaşarlar? İnsanların öncelikle karakter mevcudiyetinin gelişmesi, şuurunun yükselmesi ve nihayet büyük bir kimse olarak addedilmesi, işte, en yaşamsal ifadedir. İnsan geliştiği ve tekamül ettiği müddetçe gayret ve uğraş arz eder, nihai nokta ölümle neticelenir. Bu itibarla denilebilir ki, insan, göründüğü ve her kimsenin hayatının sonuna kadar yapıp, uyguladığı tecrübeyle sabit ameller ile hayatta kalıyor. İnsan hayatı, diğer insanlar ile beraber yalnız tekerrür olmasa bile, tekerrürdür, fakat daima çeşitli ve nevidir. İnsan, yaşamak için teneffüs ederken, yaşamama talebini meydana getiremeyecektir.

KURT

Münakaşa Adabı

Şub
13

İnsanlar, asla mükemmel derece mahiyette olan hitap şeklinizi saygı ile karşılamazlar. Sizleri sözlü veya ayrı bir maksat ile mutlaka yenmek ve mağlup etmek isterler. Bu itibarla arkadaş, topluluklar, gruplar arasında bu tür, çeşit kimseler ile samimiyet yanlıştır. Akademik camiada, akademisyenler birbirleri ile düello yapmaz ve adeta yenmezler. Halbuki sınıf öğrencileri, hep birbirlerini itiraz ve bahane olmaksızın mağlup etmeye çalışmaktadır. Akademisyenlerden örnek verecek olursak, hiçbirimiz mağlup etmek değil, evvela dinler, sonra katar ve yer yer konuşmak için itiraz isteriz. İtiraz alır, ilave edilecek hususu belirtir, daha sonra karşıdan en mühim cevabı almayı bekleriz. Halbuki bugün Türkler, en ağır küfür ile birbirleri ile ilmî mücadele ve münâkaşa yapmaktadırlar.

Prof. Dr. Masaki Kaku

Toplumsal Sorunlar

Şub
13

Türkiye’de neşredilen, yayınlanan Türk dizileri, toplumda ağır psikolojik buhran ve toplum bireylerinde taklid etme halleri oluşturmaktadır. Hiçbir ülkede, bu kadar ruh girdabına tabi dizi ve filmlere rastlayamazsınız. Bunların ülkede kontrol ve hakimiyet altına alınması değerini özleyerek anacağınız zamanlar gelecek. Çocuklar ve gençlerin hal, hareketlerinde psikolojik krizler yaratan bu tür diziler, tabii ki kastîdir. Kastî olduğu için de her biriniz bu konuyu ele alamadığınız görülmüştür. Türklerin lisânları kalmadığı gibi, dizilerde konuşulan aksan, tam bir doğulu aksanı olarak topluma ifade edilmektedir. Bu durumda bu tür dizilerden ötürü toplumda daha çok konuşma bozuklukları yaratılmaya devam ediyor. Dizilerdeki olumsuz tesirler, kişilerde depresyon, sersemce düşünceler, intihar fikirleri gibi her konuda meyil ve eğilim sağlamaktadır.

Prof. Dr. Masaki Kaku

Tarihi Hakikatler

Şub
13

Türkiye’deki ruh halleri gibi sorun olarak gösterilmekte olan iddi’alar tam anlamıyla doğrudur. Türklerin en başta târihi kitapları, yalnız Türkiye’nin yazdığı ve kurguladığı, Atatürk’ün Türk Tarih Tezi ile mürekkep bir îcâd gibi duruyor. Halbuki, târihte güya var olan Türkler, ne mükemmel Anadolu Türkçesi kullanmaya başlamıştır… Çinli vekanüvislere göre, Çin târihi kayıtlarında Türk adı ve sanı gibi hiçbir tarihi kayıt yoktur. Çin’in kuzeyinde yaşayan ilk Hunlar, evvela oradaki Zhao Hanedanı’nın eski ve ayrılmış toplumudur. Yâni, Çin gizlilik sırlarına göre, Hunlar, Çin-Han bölgesinden kuzeye yerleşen bir konar-göçer topluluk olmuştur. Yine Çin tarihi gizliliklerinde, ileriki zamanda İ. S. 552 yılında Tiu Kuiler, tamamiyle Hunlardan kalma, Zhao Hanedanı ve Hanların akrabalarıdır. Çinlileşmemiş, kaynağı ve menşei Çinli olduklarını gizli kayıtlarda belirtmişlerdir. Bu bakımdan Türk Tarihi, yalnız Türkiye’de yazılı olarak adeta bir uydurmadır ve yalnız Selçukludan sonra hakîkattir. Zira Anadolu ile Orta Asyalı toplumların birbirleri ile hiçbir alâkası yoktur. Türkçülük ve Turancılık gibi bir iz’an, bu sebep ile İsmet İnönü’nün engeli ve maniası zaruret etmiştir.

Prof. Dr. Masaki Kaku

Türk Târih Tezi ve târihî yazıları Atatürk’ün planladığı büyük bir gaayedir, fakat direkt başarısız olmuştur. Zira yazıldığı dönemler, isbata lüzum isteyen vekanüvis kaydı yoktur.

Moğollar ile Türkiyeli Türklerin hiçbir akran ve alâka, râbıtaları yoktur.

Göktürk dedikleri kavram, tamamen uydurmadır, zira Çin kayıtlarında Ku Tiu ve Ti Ku olarak geçmiştir.

Cengiz Han adı tamamen hakârettir ve hakikaten Çingis Kağan denmelidir. Kat’i olarak Moğoldur. 13. asırda Çingis’in hiçbir Türk askeri yok idi.

Çingis, Uygurları yazıları ile yazdırdığı Moğolların Gizli Tarihi saklanıyor ve orijinal olarak basılmıyor. Tekrar yazılıp, sunulmuştur.

Prof. Dr. Masaki Kaku

Devlet Düzeni

Oca
22

Toplumda saygı, ahlâkî düzen ve disiplinde ihlaller olur ise, bireylerin hayvanlaştığını görürsünüz. Ahlak kavramı, terbiye mânâsına ve dinî bir ifade değildir. Ahlak, toplumda mutlak düzeni sağlayan düşüncedir ki, tercümesi yalnız bu olmalıdır. Devlette ve toplumda, yürüyen belirli bir sistem mevcuttur. Bunu devletin kendisi temin eder, sağlar. Bunu aşmakta veya bundan aykırı hareket edenler, mecburi telâfiye uğrarlar. Devlet çalışanları, devletin yeminlileridir ki, yürüyen sistemde ferdiyetleri sağlamdır. Bugün toplumu halen ve vaziyet icabı serbest bırakırsanız, herkesin birbirleri ile kötüleştiği, her yerde rezillik çıkardıklarını görürsünüz. Bu itibar ile yüksek sınıf fertlerin, aşağılık soytarılar altında ezildiğini tesbit edersiniz. Soylu bireylerin, hiçbir soyu ve adabı olmayanlar tarafından güya kural ile sorgulandığını hissedersiniz. Asli olarak toplum, devletin malıdır ve devlet olmaksızın insanların saygı ile riayet edebilecekleri bir müspet düzen yoktur.

KURT

Bilimsel Başlangıç

Oca
22

İlmî hakikatler, önceliği tanımak, nihâyetinde ulaşılan bilgideki aksiyonun tatbik zaruretidir. Bilim, kâinatı bütün şümulüne alarak insanın ihtiyacı olan bilgiyi kendisine aktarmaktadır. Bilgi ve geliştirip, method eden dallarda ilimler, yüksek kabiliyetli zekâları takdir etmektedir. Birleşik Devletler, sürekli olarak mühim bilgiler arz eden ve kaale alınır şekilde değerli beyinleri derhal kendisine katmaktadır. Bu itibar ile uzmanlaşması yoğun çalışma ve mesailer icap ettiren, konu ve hususlar, birden fazla beyin ve ileri zekâlar tarafından büyük topluluk halinde hızlı bir şekilde çözülür kılınmaktadır. Bilim insanları büyük karaktere şâyân kişilerdir, hattâ diğer ilmî unsurlar taşıyan meslek sahiplerinde görülmeyen farklı karakter tesbitleriyle beraber mertebe olarak mühim şahsiyet esasları ihtiva ediyorlar. Bilim, tedkik ve araştırma ile başlayarak, kişinin gözlerinde ışık saçan bir sürprizdir. Bununla beraber, çocuklar için bilimsel öğreti ve doktrinler barındıran dergi, kitap ve eşyalar bugün her yerde mevcuttur. Fakat tenkid etmek gerekiyor ise, bunlar, lisani bakımdan basitleştirilmiş olduğu halde, kelimelerin henüz toplum sınıflarında tam manasıyla yaygınlığı olmadığından ötürü izanı çocuklar için zordur. Okullarda bilim, öğretilmesi niçin müşküldür? Zira bilim, her ilim dalıdır ve öğrenmek, bilmek gibi her eylem ve hareketi arzu etmektedir. İlim dalları olmaksızın düşünemiyorsak, yine, dünyayı da tanıyamıyoruz. O halde, bilimin noksan yerlerinde, herkesin uydurduğu bir dünya senaryosu teşekkül edebilir. Bu ise, insanlarda delirme, aklî problem, mantıkî sorunlar yaratma hali oluşturmaktadır. Nîçin, bilginin hakikatine ihtiyacımız var? Zira, kelime ve sözlerin insandaki değeri, göz temas ve seyri gibi her şey dünya sistemimizde büyük nispette, menfaatımız kadar, pürüzsüz şekilde gerçektir.

KURT

Ahlakın Esasları

Kas
05

Ahlak her kişide var oldukça, edebi nizam ve inzibat toplumlarda daima yer edecektir. Ahlak kavramı evvela dinlerde mevcudiyet etmiş, uzak doğu coğrafyasında ise felsefe ile cereyan bulmuştur. Konfüçyüs, toplumun müdafi idi. Toplumsal düzen hitabında, mütemadiyen ahlaki yapı ve edebi esaslar terennüm etmiştir. Ahlak, yalnızca terbiye manasına gelmez. Aynı zamanda ahlak, düşünce hususundaki yön ve cihettir. Çok kapsamlı bir kelime olan, ahlak, doğru bir tertipleme ile bütün milletin asaletini ortaya koyar. Fakat ahlak manasının değiştiği yerler çoktur. Japonya’da ahlak, cinsi ilişkilere tabi değildir. Çin’de ahlak, dört esas din kadar sıkıdır. Avrupadaki yüce ve mükemmel inşa edilmiş ahlak, son asırda sönmüştür. Birleşik Devletlerde ahlak ise ilmi sınıf cemiyetlerde mevcuttur. Hindistan’ın ahlakı, budizmin meri durumu olsa da, başta Tibet’e veya Çin’e benzemez. Çin budizmi, tarihi analiz icap ederse Hintlerden çok ayrılmıştır. Hıristiyanlarda ahlak, acizleşmekte olup, bundan saadet eden kimseleri sevmez. Yüce karakter ve ruhu savunur ve bununla iftihar eder. İslamiyette ise ahlak, büyük ümmet fikridir. Musevilerde ahlak, insanın ruhsal evrimidir. Hep ruh ve ruhsaldır ki, insan varlığını insanüstü yapmak adına ahlak etmektedir. Bütün bu ahlak seyri, şuna işaret etmektedir. Ahlak, yalnızca dinlerin izahati olamaz. İnsanların, ne renk gördüğü, ne ile meşgul olup, ne arz ettiği hep zaman ahlaktır. Bu itibar ile bilim, çeşitli dillerin tercüme kurbanı olduğu için ahlakı eleştirdiği zannolunur. Aslında bilim camiası, ahlak kelimesini İngilizce olarak “din” ile muadil addetmektedir. Bu itibarla, bilim yüksek bir bütün camiasıdır ki, çok kapsamlı kelime olan ahlaktan yüzyıllar sonra dahi kopmayacaktır.

KURT

Türk Dünyası

Kas
03

Özbek, Türkmen, Kırgız ve Kazaklar ile mürekkep, coğrafyası Orta Asya olan devletlerin, evvela toplumu istikbalde yaşatacak şuur ve bunun ile rabıtalı mazi, tarih malumatı niçin yoktur. Tarih kelimesi, Türkmençe ve diğer bahsi geçen cemiyetlerde de “tariq”(telaffuz: uzun hecesiz) olarak lisanda yer bulmuştur. Türkmenistan gibi coğrafyalarda büyüyüp, yetişen ve Türkiye vatandaşına hitaben sarahaten biz Türk değiliz demektedirler. Acaba Türk tarihi, 20. asırda yalnızca Türkiye’ye mahsus bir iddia ve geniş kapsamlı olmayan bir küçük mefkure miydi? Asıl mesele şu ki, “Türkçülük” 20. asırda Türkiye’de çok kişi ve bir araya gelmiş olan cemiyetlerde büyük cereyan idi. Aslını söylemek icap ederse Orta Asya devletlerinde bugün Türkiye’deki tür ve çeşit tarih bilgisi verebilecek olan mektepler biliyoruz ki mevcut değildir. Zîra, Türkiye’deki malum ve bilinen Türk tarihi, M. K. Atatürk’ün liselerde okutulmasını zaruri kıldığı Türk Tarih Tezi ile başlamıştır. Bugün Moğolistan’daki tarihi mühim bir eser olarak duran Orhun Abidelerinin tercümesi çok taraflıdır ki, hatta hiçbir emare ve tercümeye uymayan şekiller ve gayeler ile apayrı tercümeden istifade katma, ilave etmek ile Türkiye’de mefkure ve ülkü doğurulmuştur. 20. asır Türkiye, millî hissini zaman zaman kaynak tanımaksızın, kâh ise kaynaklardan ilham ile hikayelerden almıştır. Bunlar bizim mevzuumuz değildir. Niçin, Orta Asya’da büyük çoğunluk ile tarih bilen genç yoktur ve bu çağı yaşayan insanlar mazilerinden bihaberdirler. Zîra en eskiye istinat eden geçmiş bilinçlerinden çok zaman önce alınmıştır. Bu konumuzda bahsolunan devletin vatandaş ve şahısları, “Türk” adını yâ bilmiyorlar, ya da ne hikmetse konuştukları lisandan neyin ne olduğuna dair bağlantı ve itibar kılamıyorlar. Fizîkî, göz yapısı ve çehresel fizik olarak Türkiye’de yaşamakta olan külli Türkler, ne Özbek ne de Kazaklara benzemektedirler. Bu, milliyetçilerin çözemedikleri en mühim sorudur. Orta Asya’nın siyâsî, iktisadi, millî ve menfaat sahasında birlik olma maksatları göz önünde bulundurulduğundan, Türkiye’nin âdetâ bütün milleti uyandıracak olan cereyanlarının da tehlike arz ettiğinden, “Türkler ile alakamız yok” sözü ve lafını konuşanlar maziyi görebilecek hafızalarından noksandırlar. Bu konuda yalnız Rusları ithama lüzum yoktur. Gelişen ve terakki eden millet ve devletler arasında söz ettiğimiz Orta Asya coğrafyası tıpkı Moğolistan gibi iptidâi, yani modern dünyada ilkel kalmışlardır. Bu birbirlerinden koparılma meselesinden ötürü ithama lüzum var ise, cereyanlar, ekoller, idealistler, mefkurecilerin ağzıyla, Türklere her zaman taraflı olan bütün dünya milletleri denilebilir. Orta Asya milletleri ananevi ve geleneksel adetlerini kaybetmemişlerse de, gelecekte ve daima siyasi, askeri bir kuvvete malik olmayan devletler kabilinden görünmekte olacaklardır. Türkiye, Türk dünyasının merkezî mevkiindedir. Başlangıcı 1923’de en muasır ve asalet ihtiva eden milletiyle, tarihte görülmemiş olan hız ile Avrupai konumuna gelmiştir. Böyle bir cumhuriyet, şayet ki Orta Asya ile iktisadi veya siyasi rabıta kurmasa dahi, yine gelişip terakki edecek ve istiklal halinde olacaktır. Türk’e mahrum eden Türktür, cümlesine imza atalım. Bu mefkurelere sahip olan 20. asırda yaşamış çoğu zat, muvaffak olamamışlardır. Zira Türkiye, Orta Asya coğrafyasından çok büyük zaman önce kopmuştur. Türkiye kendine mahsus değer ve şekillendirip ilerlettiği cevher, kıymetler ile ayrı coğrafyaya intikal edemeyecek, benliği ile firara kalkışamayacaktır.

KURT